Hazırlayan: Ömer Faruk Şentürk Euzü billahi mine’ş-şeytani’r-racîm Bismillahi’r-rahmani’r-rahîm Ey bizleri varlığa erdiren Var olmadaki sonsuz zevki gönüllerimize duyuran Güzeller güzeli rabbimiz! Sana sonsuz hamd ü senalar olsun. Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa’ya sonsuz salât ü selam olsun. İçinde bulunduğumuz şu mübarek Regaib Kandilimünasebetiyle bu gecenin senin katındaki kutsiliğini de vesile edinerek dergâh-ı ilahînin önünde ellerimizi [...]
Category Archives: Dualar
Sadece iki peygambere nasip olan anahtar cümle
Nis 4
Ku’an’da öyle bir kelime var ki sadece iki peygambere nasip olmuştu. Bu mucizevi kelimeyi Peygamberimiz de tasdik etmişti. İşte o anahtar kelime ve Peygamber diliyle dua: Dr. Kerim Buladı, duanın mucizevi ikliminin kapılarını araladığı Duanız Olmasaydı isimli eserinde Kur’an- Kerim’in ve peygamberlerin diliyle dua etmenin inceliklerini aktarıyor. Eserde, Kur’an ve hadislerde mü’minlere örnek olarak öğretilen [...]
Ağaca bakıp orman hakkında konuşanlar yanılıyor
Ağzı olan herkesin kendisi hakkında konuştuğu böylesi bir ortamda maddî ve manevî rahatsız olmamak mümkün mü? Herkesin konuşmada kendine has haklı nedenleri olabilir; özgür düşünceden bahsediyoruz; Türkiye ve dünya kamuoyuna mal olmuş bir insandan söz ediyoruz; tabii ki hakkında konuşulacak ama ayakları yere basan delillere dayanarak ve insafı elden bırakmadan. Uğur Mumcu’ya ait olduğunu bildiğim o meşhur söz içinde “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi” olunca insanlar; isterse Marcus T. Çiçero gibi konuşsunlar; bir mana ifade etmiyor.
Gördüğüm şu oldu; her şeye rağmen hayat devam ediyor. Misyon ve vizyon insanlarının temel özelliğidir zaten bu. Geçenlerde Şahin Alpay’ın Radikal’deki röportajında aktardığı anekdot içinde dediği gibi “anlamıyorlar beni, herkes beni anlamıyor.” Yakın ve/ya uzak dairede bu kadar anlamayan insanlarla muhat bu misyon ve vizyon insanının aktaracağım sözlerini aşağıda okuyunca siz de aynı yargıya varacaksınız; hayat devam ediyor.
“Sünnet” dedi Hocaefendi, “İhya edilen her sünnet bid’atin başına vurulmuş bir balyoz gibidir. Bid’atleri def ü ref, sünnetleri ihya etmek Müslümanların işidir.” Ardından daha genel manada şu tavsiye ve telkinlerde bulundu bir hadise dayanarak: “Efendimiz (sas) ‘Maruftan hiçbir şeyi hor ve hakir görme.’ buyuruyor. En küçük bir iyiliğin sizi nasıl kanatlandıracağını bilemezsiniz. Öyleyse neye gücünüz yetiyorsa onu mutlaka yapın.” Hocaefendi’nin mesned olarak aldığı o hadisin devamında zaten Nebiler Serveri (sas) şöyle buyuruyor: “Hatta bir kardeşini güler yüzle karşılaman bile…” Yani bizim basit, küçük, değersiz gördüğümüz şey bile Hak katında değerlidir ve belki de kurtuluşumuza vesile olacak bir ameldir. Bu babtaki sözlerini şöyle bitirdi Hocaefendi: “Hele, ölmüş bir sünneti ihya etmek…”
Daldan dala, fasıldan fasıla geçerken söz bir ara münafıklara geldi: “Halli müşkül bir mesele varsa o da münafık meselesidir.” Münafığı tarife ve onun sorun olduğunun izahına gerek yok; yok ama neden hall u fasl edilmesi zor? Hocaefendi’nin gerekçe olarak ortaya koyduğu argüman çok önemli: “Çünkü münafığın kuralı yoktur. Kuralsız oyun oynar onlar. Nerede, ne zaman, ne yapacakları belli olmaz. Sabit bir duruşları yoktur. Nasıl davranacaklarına dair yapacağınız tahminler tutmaz. Onları tanımaya gelince; basiret ister, feraset ister, kiyaset ister.”
Konuştuğu zaman dilimi kadar düşündüğü bir ortamdaydık. Her halinden uykusuz olduğu belli olan yorgun gözlerle derin düşüncelere dalıyor ve o düşünceden uyandığında ise başka bir konu ile söze başlıyordu. Bu defa İslam dünyasının dertlerinden sözü açtı. Mezhep çatışmalarının özellikle Şii-Sünnî çatışmasının tarihî boyutundan ve günümüze yansımalarından bahsetti. Bugün yaşanan ve gerekli tedbirler alınmadığı takdirde yakın bir gelecekte yaşanması mukadder olan tehlikelere dikkat çekti. Çoklarının bu hususta gafil, duyarsız ve en hafif tabiriyle ufuksuz olduğunu dile getirdi. Bugünden yarını görememelerinin acı faturası ve bu faturanın muhtemel bedelleri hakkında düşüncelerini izhar etti ve şöyle bitirdi: “İslam dünyasının öyle problemleri var ki yüce dehâları bile tuz-buz eder. Eritir o kamet-i bâlâ dehaları, o problemler.” Pekâlâ, çözüm ne? Bir şey demedi. Sadece sustu ve latifevari bir teşbihle karşılık verdi: “Tuzu da, buzu da su eritir, öyle değil mi?”
ELEŞTİRİDE BİR ÖLÇÜ
Bu defa “Kur’an’dan şüphe duyulmaz ama Kur’an te’vile, tefsire açıktır.” diye söze başladı. Sonra te’vil ve tefsir yapanların sorgulanmasına sıra geldi; artık hemen herkesin bildiği selefe saygı ile birlikte düşüncenin özgürce dile getirilmesi gerektiğine dair metodunu tekrarladı. Dedi ki: “Düşünceyi eleştirebilirsiniz fakat o düşüncenin sahibini sorgularken, eleştirirken dikkatli bir üslup kullanmalısınız. Tahfif ederek, Razî şöyle demiş yerine mesela; bu mesele şöyle de söylenebilirdi diyebilirsiniz. Evet, ne kendi kabiliyet ve istidatlarınızı köreltmelisiniz, ne de sizden önce yaşamış devâsâ insanları hafife almalısınız. Sizin gördüğünüzü görememiş olabilirler; düşündüğünüzü düşünmemiş olabilirler, hatta yanılmış da olabilirler.”
Tam bu arada devreye bir arkadaş girip Allah’ın gören göz, yürüyen ayak, tutan el, konuşan dil olma meselesi ile alakalı kudsi hadisi sordu. “Bu lütfa mazhar olan insanlar yine insan olarak bakar, duyar, yürür, konuşur. Hâşâ! Allah gibi görür demek değil bunun manası. Ama Allah, bu lütfa mazhar kıldığı insanları hareketlerinde yanıltmaz, yanılmalarını minimize eder.” Pekâlâ, kim bunlar, nasıl bu lütfa mazhar olunur? Bir tek cümle söyledi: “Helallere bile hassasiyetle yaklaşanlar.” Ben tamamlayayım müsaadenizle; haramları terk etme esas, helallere gelince haram olabilir şüphesini taşıma, endişeyle yaklaşanlar.
Kaldığı yerden devam etti Hocaefendi: “Samimi olma. Samimiyetin ölçüsünü vereyim size; akıllara gelen küçük günahlarda bile estağfurullah çekme, onun akla, hayale misafir olmasından cehenneme atılmış gibi ıstırap duyma, akrep sokmuş gibi irkilme.” İçli bir sesle devam etti: “Evet, tartın kendinizi bu terazide; tartın. Hüve’ye talip olun. İstidadınız nispetinde bir yere çıkarsınız. Arş-ı kemâlâtâ çıkmaya talip olursunuz; ama yarı yolda kalırsınız. Olsun; kaldığınız yerde samimiyetinize binaen Allah istidatlarınızı inkişaf ettirir ve zirveye çıkarsınız; kim bilir.”
Bunları söyledikten sonra tekrar düşünce dünyasına daldı gitti. Kaç saniye, kaç dakika geçti bilmiyorum aradan ama döndüğünde dedi ki: “Efendimiz (sas), ruhunun ufkuna yürüyeceği dakikalarda Hz. Aişe Validemiz dua etmek istemiş; Efendimiz eliyle Hz. Aişe’ye müdahale etmiş ve “Allahümme er-refika’l a’la” yani “Allah’ım! Yüce dostluğun” demiş.
Gördüğünüz gibi hayat her şeye rağmen devam ediyor ve gündem çoklarının zannettiğinin aksine aynı.
Son sözüm şu; ağaç/lar/a bakıp orman hakkında konuşanlar hata ediyor.
ZamanOnline
Fethullah Gülen içimizden biri.
Mar 9
Aramızda yaşıyor. Her birimiz gibi bu ülkenin ücra bir köyünde doğmuş. Bugünlere gelmiş. O, şimdi dünyada pek benzerine rastlanmaya bir sivil toplum hareketinin merkezinde bulunuyor. Onu tanımayan bilmeyen bazı insanlar şaşırarak “Bütün bu işleri tek başına mı yapıyor” diyorlar. Bunu derken de farkında olarak ya da olmayarak onu kendi kafalarında mitleştiriyorlar. Yapılan işlere bakarak “Hayır, [...]
Trafikte Kazaya Vesile Olan Allah’ın Emanetine Hıyanet Etmiş Olur….
Şub 17
GÜLİZAR BAKİ – 17.02.2012 Çiğnediğimiz sakızı yere atmakla kul hakkına girer miyiz? Önceki hafta ‘Kırmızı ışıkta geçmek caiz değil.’ açıklaması buna benzer birçok soruyu da akla getirdi. İslam Hukuku profesörü Yunus Vehbi Yavuz, “İnsan, aile içinde ve sosyal çevredeki davranışlarının dinle alakasının farkında değil.” diyor. Yavuz’a göre, elma kabuğunu yerde, elbiselerin gelişigüzel ortada [...]
Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenlere, hakkımı helal etmiyorum!
Oca 24
Allahım helal etmiyorum! Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenlere, hakkımı helal etmiyorum! Beni, benim için lif lif yolsalar, cımbız cımbız zerrelerimi koparsalar, sarayımı yaksalar, hanümanımı, hanedanımı söndürseler, çoluğumu gözümün önünde parçalasalar helal ederdim de Sevgili’nin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yolunda yürüdüğüm için beni bu hale getiren ve milletimi ateşe atan insanlara hakkımı helal etmem! Allahım! [...]