Category Archives: Nostaljik

film, oyun, sinevizyon, oyun dünyası

Dergilerin Nisan sayılarında ne var? – FOTO

Haber7 ‘ye bu çalışma için teşekkür ederiz.

(Fotoğraf üzerine tıklayarak bakabilirsiniz.)

Neden, ‘yine AK Parti’ deniyor?

HÜSEYİN GÜLERCE
ZAMAN

Nasıl oluyor da AK Parti’nin, iktidarının üçüncü dönemine girerken, tek başına ve yüzde 50 civarında bir oy oranıyla bir seçim daha kazanacağı konuşuluyor?

Hatta CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu bile, geçen ay katıldığı bir televizyon programında, yüzde 50′nin altında bir oy oranının Başbakan için başarısızlık olduğunu söylemiş ve eklemişti: “Başbakan; ‘yüzde 50′nin altına inersem, istifa ederim’ diye söylesin bakalım…”

Türkiye’nin siyasi tarihi, merkez sağ partilerin kuruldukları ilk yıl elde ettikleri seçim başarısını tekrarlayamadıklarını gösteriyor. Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi bu gerçeğin örnekleri… Hatırlatmak istediğimiz, iktidarın, yıpratıcılığıdır. Pekiyi AK Parti, niye yıpranmıyor? Niye seçmenlerin yarısı, “AK Parti bir daha iktidar olmalıdır” diye bir kararlılık sergiliyor?

Birincisi, 12 Eylül 2010′daki referandumdaki yüzde 58′lik “evet”i, iyi okumak gerekiyor. Bu evet, bir demokratikleşme iradesiydi. Medyanın önemli bir bölümü, Ergenekon davasını sulandırmaya ve bulandırmaya, hafife almaya, unutturmaya, saptırmaya çalışsa da, bu dava Türkiye’de büyük bir demokratikleşme şuuru uyandırdı. Üniversitelerde başörtü serbestisi getiren değişikliğin Anayasa Mahkemesi tarafından iptali, AK Parti hakkında ikinci bir kapatma davasının açılması hazırlıkları, toplumda infial meydana getirdi. Vesayete karşı demokratikleşme talebi ve kararlılığı, referandumdaki evetle cesaret kazandı. O yüzde 58′lik kesim, o “evet”in anlamını ve değerini çok iyi biliyor. Keza, 29 Ekim resepsiyonuna katılmayan ve orduevinde alternatif resepsiyon düzenleyen, Balyoz davası tutuklamalarını anlamadığını söyleyip yargı sürecine müdahale eden Genelkurmay Karargâhı’nın tutumu, sivil-asker ilişkilerinde alınması gereken yolun varlığını da hatırlatmış oldu.

İkincisi, referandumda evet diyen o yüzde 58, Ergenekon davasının akıbetinden hâlâ endişe etmektedir. Bu davanın arkasında bir siyasi irade olmadan, adaletin gerçekleşmeyeceği kanaati yaygındır. CHP ve MHP, o irade olamaz. Tam tersine bu iki parti Ergenekon sanıklarının avukatlığına soyunmakta, bazılarını yargıdan kaçırmak için milletvekili adayı yapmaktadır.

Üçüncüsü, Türkiye AK Parti döneminde, muhalifler inkâr etse de, bilhassa ekonomi, ulaşım, sağlık ve eğitim alanlarında ciddi bir hamle dönemi yaşıyor. Anadolu’yu bir ağ gibi ören duble yolların varlığını, hastanelerde hayret ve şaşkınlık uyandıran iyileşmeleri görmemek için gerçekten insafsız olmak gerekir. Bugün istikrarla büyüyen bir Türkiye var. 2010 yılında Türkiye ekonomisi yüzde 8,9 oranında büyüdü. Devletin borçlanma faizi AK Parti iktidara geldiği dönemde yaklaşık yüzde 63 iken, bugün yüzde 7 civarında. O dönemde yüzde 30 oranındaki enflasyon oranı 3,99-4′e düştü. IMF’den 30 milyar dolar borç alan koalisyon hükümeti, 23,5 milyar dolar borç devretti. Şimdi o borç 5,2 milyar dolar. Merkez Bankası’nın döviz rezervi 2002 sonu itibarıyla 27 milyar dolardı. Şu anda 92 milyar dolar… Kimileri görmezden gelse de, seçmenin yarısı, bu kalkınma ve istikrarın devamını önemsiyor

Dördüncüsü, Türkiye dış politikada etkinliği giderek artan, yıldızı parlayan bir ülke oldu. 60′tan fazla ülke, vatandaşlarımıza vizeyi kaldırdı. İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreterliği’ne bir Türk seçildi. Türkiye BM Güvenlik Konseyi geçici üyesi oldu. Bunun yanında, Avrupa Birliği üyeliğini önemseyen geniş kitle, karşılıklı yalpalamalara rağmen, sürecin devamını istiyor.

Değişimin, istikrarın, demokratikleşmenin, büyümenin devamı için, koalisyon dönemlerinin belirsizliğinden ürken seçmen kitlesi evet, “bir defa daha AK Parti” diyor… Darbe dönemlerinin anayasasından kurtularak, demokratikleşmeyi tahkim edecek yeni bir anayasa için “bir defa daha AK Parti” diyor… Bu kitle, meseleyi parti meselesi, sandık meselesi olarak değil, Türkiye’nin geleceği meselesi olarak görüyor…

samanyoluhaber

Favori Milletvekili ADAYIMIZ… FLAŞŞ FLAŞŞ FLAŞŞ

Jenerik Aday

Alasya’dan Namazla İlgili Şok Sözler!

30. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin açılış töreninde ödül alan oyuncusu Zeki Alasya, Emek sineması açılışından konuyu namaza getirmeyi başardı.

Zeki Alasya, ‘Emek sinemasının sahnesinde namaz kılınacaksa hiç açılmasın daha iyi’ dedi.

Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde yapılan 30. uluslararası istanbul film festivalinin açılış töreninde yaşam boyu onur ödülünü alan Sinema ve tiyatro oyuncusu Zeki Alasya Emek Sinemasının açılışıyla ilgili ilginç bir yorum yaptı.

Alasya, ödülü aldıktan sonra yaptığı konuşmada, ‘Emek sinemasının sahnesinde namaz kılınacaksa hiç açılmasın daha iyi’ dedi

Cihan-aktifhaber

 

Fransız bakan açık açık Haçlı Seferi dedi

Fransa İçişleri Bakanı Claude Gueant’nın Fransa’nın Libya operasyonunu Haçlı seferlerine benzetmesi tepki çekti. Ayrıca BM’nin Libya konusunda aldığı hızlı karar yıllarca Sırp zulmüne uğrayan Boşnakları şaşırttı.

Avrupa’nın ortasında yüz binin üzerinde sivilin katledildiği Bosna-Hersek’e müdahaleyi uzun süre tartışan BM’nin Libya konusundaki hızlı kararı ve o dönemde uluslararası operasyonları engelleyen Fransa’nın saldırı konusundaki acele tavrı ise Boşnakları şaşırttı.

Fransa İçişleri Bakanı Claude Gueant’nın Fransa’nın Libya operasyonunu Haçlı seferlerine benzetmesi tepki çekti. Le Figaro gazetesine röportaj veren Gueant, Sarkozy’nin Libya operasyonunda öncülük etmesini anlatırken, Haçlı seferleri anlamına gelen “croisade” terimini kullandı.

Sarkozy’ye en yakın isimlerden Gueant, “İyi ki Sarkozy harekete geçti. Çünkü, bütün dünya Albay Kaddafi’nin katliamlarını televizyondan izlemekle yetinirken, ne mutlu ki cumhurbaşkanımız Haçlı seferlerinin başını çekti. BM Güvenlik Konseyi, Arap Ligi ve Afrika Birliği’ni de harekete geçirdi.” ifadelerini kullandı. Le Monde gazetesi, Muammer Kaddafi’nin operasyonu “Haçlı seferi” şeklinde tanımladığını hatırlatarak, Gueant’nın bu açıklamalarının büyük sorumsuzluk olduğunu savundu. Daha önce de, Rusya Başbakanı Vladimir Putin, askeri müdahale kararının “Ortaçağdaki Haçlı seferleri çağrısına benzediğini” söylemişti.

Alman Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle de, operasyonun Müslüman ülkelere karşı yürütülen bir Haçlı seferi izlenimi vermemesi gerektiğini söylemişti.

Libya’ya hızlı müdahale Boşnakları şaşırttı

Bosna-Hersek’te 1992-1995 yılları arasında süren savaşta işlenen katliamlara, sistematik tecavüzlere, hatta “güvenli bölge” ilan ettiği Srebrenitsa’da daha sonra “soykırım” olarak tanımak zorunda kaldığı trajediye karşı müdahalede bulunmayan BM’nin, Libya karşısında hızlı karar alması ve uluslararası gücün bu ülkeye hava saldırısı başlatması Boşnakları şaşırttı. Savaşın başladığı 1992 yılından sona erdiği 1995 yılına kadar defalarca toplanan BM ve NATO’dan, Sırp saldırılarını ve Çetniklerin katliamlarını durdurmak için bir türlü askeri müdahale kararı çıkmadı.

Boşnaklar, bu kararın çıkmamasında en büyük engelin dönemin Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand olduğunu savunuyor. Savaşı yaşayan Boşnak yetkililer, bugün aynı Fransa’nın Libya’ya karşı saldırıda öncü rol oynamasının altındaki gerekçeyi merak ediyor. Savaş zamanında Bosna-Hersek ordusunda Genelkurmay Başkanı olarak görev yapan, halen Travnik Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi emekli Korgeneral Doç. Dr. Cemal Nayetoviç, Bosna’daki savaş sırasında NATO birliklerinin Çetniklerin askeri hedeflerini vurmaya hazır olduğunu, ancak dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Mitterrand’ın, “Bosna’ya askeri müdahaleye gerek olmadığı, sadece insani yardıma ihtiyaç olduğu” yönündeki sözlerinin bu harekatı doğrudan engellediğini kaydetti. Fransa’nın şimdiki Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Libya’ya karşı “alelacele” Paris’te bir toplantı düzenlediğine işaret eden Nayetoviç, Bosna-Hersek için 3,5 yılda hava saldırısı kararı alamayan bir BM’nin Libya için bir günde karar çıkarma hızı karşısında şaşkına uğradığını ifade etti. Nayetoviç, “Dün Bosna’ya karşı engelleyici tutum sergileyen Fransa, bugün Libya’da neden öncü. Sarkozy’nin bu kadar acele etmesinin altındaki sebep nedir?” sorusunu yöneltti.

BM tarafından korunan ve “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa kentinde Temmuz 1995 tarihinde iki oğlunu, kocasını ve akrabaları arasındaki tüm erkekleri kaybeden Srebrenitsa Anneleri Derneği Başkanı Hatice Mehmedoviç de Bosna-Hersek’te bütün dünyanın gözü önünde işlenen katliamlara yıllarca göz yuman uluslararası güçlerin ve özellikle Fransa’nın Libya’ya bu ani tepkisinin altında petrol olduğunu savundu. Mehmedoviç, “Ne yazık ki bizim kanımızın, onurumuzun, iffetimizin değeri, o güçler için bir anlam ifade etmiyordu. Söz konusu petrol ve maddi çıkarlar olunca bir anda savaş uçakları havalanıyor.” diye konuştu.

haber7

 

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.